14 Nisan 2019 Pazar

Günlük Bin Soru

Merhabalar


Okul; zorunlu olarak 12 yıl içinde bulunduğumuz bina.


Bu yazının başında okuyucunun dikkatini çekmek için ne yapacağımı düşündüm ve aklıma okuyucuya merak uyandıran sonu belirsiz ufak bir hikaye ile başlamak geldi. Ben bunu yapmam gerektiğini okulda öğrenmedim. 


Şimdi benimle beraber birkaç adım geri gelip yazının başında bahsettiğim ortalama 700 kişilik bu binaya bakmanı istiyorum. Çok geniş bakmaya gerek yok 8. Sınıfı görene kadar geri çekilsek yeterli. Ben burada durup baktığımda içerisinde ortalama 700 kişinin olduğu, duvarları farklı renklerdeki bu binada gördüklerinden başka hiçbir şey bilmeyen zavallı Ayşe Berrin'in TEOG'da beklediği puanı alamadığı için kendini bornoz kemeriyle kalorifer borusuna astığını görüyorum.


Bir insan ne zaman yaşamak istemez?

Yaşamak için sebebi kalmadığında. 


Belki de ortalama 700 kişilik yüksek duvarı bu bina minik Berrin'e ders dışında bir şey katsayı, henüz 13 yaşındaki zavallı Berrin'e kalın test kitaplarının yanında bornoz kemerini boynuna geçirmeden önce aklına gelecek birkaç şey verseydi bu olay hiç yaşanmayacaktı.


Şimdi biraz ilerleyip 12. Sınıfa bakmak istiyorum. 


Hayatının hiçbir yerinde işine yaramayacak yüzlerce şey öğrenmiş ortalama bir öğrenci görüyorum burada. Üniversite sınavı için bir yılını heba etmiş, defalarca sinirden ağlamış bir öğrenci. Hayattan o kadar kopmuş ki güneşten mahrum bir yıl geçiren cildi bembeyaz kalmış, ufak bir topluluğun önşmde konuşmaya bile cesareti yok. Aklına sınav geldiği an bile heyecandan elleri titriyor, soğuk soğuk terlemeye başlıyor. 


Beraber baktığımız iki kişi de biziz aslında. İntihar eden de biziz, cildi bembeyaz kalan da biziz. 


Belki bu yazı seni sadece üzmüştür ama bundan sonra yapmamız gereken şey okuldan cesaretinizi ve hayallerimizi alıp hayali olan yazarlar okumak, canımız çıkana kadar tiyatro yapmak, garajımızda facebook kurmak, 2330 Hasan Erce olmayı bırakıp tek başına her şeyi yapabilecek cesareti olan, sosyal, düşünebilen, hayatın içinde olan sadece hasan olmak.


Okuduğun için teşekkürler.

6 Mart 2019 Çarşamba

Kütüphanede sabahlamak

Merhabalar

Bu yazımda kütüphanede geçirdiğim gece hakkındaki görüş ve deneyimlerimi yazmak istiyorum. 

Ben ilk kez dün gece kaldım kütüphanede. Muhtemelen ilk ve son kez oldu. 

Yanımda bir sürü kitap götürmeme rağmen çok az çalışabildim, aslında bunun nedeni ders çalıştığım sürenin iki katı kadar mola vermemdi. 

Saat 2 ye kadar oldukça dinç ve açık zihinle çalışmaya devam edilebiliyor ama 2 den sonra esnemeler, hafif bir ağırlık çökmeye başlıyor. Benle beraber gelen arkadaşım 1.30 da uyudu ama bence 2 ye kadar gayet iyiydi. 

Asıl survivor 2 den sonra başlıyor. Dikkat dağılması hafif uykuya dalmalar... 4 e kadar dayanabildim ben ve 4 den sonra asıl işkence başladı, kafayı masaya koyup uyumaya çalışmalar, koltukta yaymaya çalışmalar... Neler neler denedim ama hepsi eziyet gibiydi. Sabah olsa da kaçıp gitsem diye düşünüyor insan bir zaman sonra.


Çevremdeki diğer insanlara baktığımda çok farklı bir durum gördüm, insanlar sabaha kadar ara vermeden çalışıyorlardı. Yahu arkadaşlar, değer mi gerçekten?


Ben hevesimi aldım. Tekrar yapar mıyım? Belki. Kalabalık olursa, sabaha kadar uyumayacak bir arkadaşım olursa yanımda olabilir.

Bu arada gece 1 gibi mobil büfe ve 4 gibi çorbacı geliyor. Ücretsiz çay, çorba, kek, meyve suyu vs alabiliyorsunuz benim gibi ders çalışırken dünyaları yiyebilirim diyorsanız bütün marketler kapandıktan sonra hayat kurtarıyor gerçekten. 

Okuduğun için teşekkürler :)) 

12 Şubat 2019 Salı

Bir takım şeyler

Selamlar, ben tuba. Hayatımda nadir mutlu olduğum bir zaman diliminden yazıyorum. Her şeyin canıma tak dediği bu akşam müthiş bir haber aldım. Hayır kim milyoner olmak ister yarışmasını kazanmadım. Hayır okuldan da atılmadım. Bir şeyler oldu diyelim. Önemli olan o bir şeylerin tam vaktinde olması. Burada biraz hüzün ve mutluluk kavramlarına değinmek istiyorum. Bazen hayat bize öyle bir tekme atıyor ki ''Yani bundan sonra da ayağa kalkabilirsek yok artık'' diyoruz. Bir darbe değil üst üste üç beş darbe alıyoruz. Yıkılmış gibi yapıp yıkılmıyoruz. Bizi hep bir şeyler tutuyor. Belki ailemiz, belki sevdiğimiz bir insan ya da hayallerimiz. Peki bizi tutan şeyler ya kaybolursa ? O zaman sahip çıkabilir miyiz kendimize ? Siz bu soruyu cevaplayın ben de biraz daha mutluluğumun tadını çıkarayım, birkaç saat sonra geçer zaten.
Kendinize iyi bakın, Hasan'a da ayrı teşekkür ederim kalbi gibi beyaz bir sayfa ayırdığı için.